• SAHİDEN ZIRVA

    SAHİDEN ZIRVA[Hazır Cevaplar Espriler] Ahmet Vefik Paşa, Evkaf Nâzırı iken halka aş dağıtan bir imareti teftiş eder. Bir aşçının ateşte kaynayan kocaman bir kazanı kepçe ile karıştırdığını görür. Yaklaşıp kaynayan şeyin ne olduğunu sorar. Aşçı, – “Zırva efendim! karşılığını verir. Paşa, kepçenin kenarından parmağına akan bir damlayı ağzına alır. Son derece tatsız tuzsuz bir yemek…

  • SAHİDEN ZIRVA

    SAHİDEN ZIRVA[Türk Tarihinden Damlalar] Ahmet Vefik Paşa, Evkaf Nâzırı iken halka aş dağıtan bir imareti teftiş eder. Bir aşçının ateşte kaynayan kocaman bir kazanı kepçe ile karıştırdığını görür. Yaklaşıp kaynayan şeyin ne olduğunu sorar. Aşçı, – “Zırva efendim! karşılığını verir. Paşa, kepçenin kenarından parmağına akan bir damlayı ağzına alır. Son derece tatsız tuzsuz bir yemek…

  • Dede Korkut Destanlarının Genel İç Yapısı

    Destanlar olağan üstü olayların yoğunluğundan sıyrılmış ve günlük, sade olaylar da konu olmuştur. Destan niteliğine tüm Oğuzlar’ı etkilemesiyle ulaşmıştır. Hikayeler basit görünen olaylarla başlamış ama tüm Oğuzlar’ın etkilenmesiyle sonuçlanmıştır. Hikayelerde dersler verilmiş, halk bilgilendirilmek istenmiştir. Destanlaşmış tarih olayları anlatılmıştır. Oğuzların dini inançları belirtilmiştir, örneğin Alpler kafirlerle savaşa gitmeden evvel arı sudan abdest alıp, iki rekat…

  • Lokman Hekim

       Lokman çok tefekkür eden, az konuşan, keskin ve isabetli görüşlü bir zat idi. Yanında toplanan halka hikmetli sözler söylediği sırada, tanıdığı bir adam ona:   – Sen, filan yerde çobanlık etmiş olan, Nuhas oğullarından siyah köle Lokman değil misin? Nihayet, sen davar çobanı bir siyahsın, dedi.   Lokman:   – Evet, dedi.   Adam:   – Sende gördüğüm bu…

  • Ben De Padişahım!

        I. İbrahim, Osmanlı’nın eski başkenti Edirne’ye bazen gider, burada halka hitap ederdi. Yine bir gün bu eski payitahta gider, davası ve şikayeti olanları dinler. Bu yolla, gayesi, halkın dertlerine derman olmak, özellikle yönetim zafiyeti gösteren devlet görevlilerini cezalandırmaktır…    O zamanlar Edirne ve civarında eşkıyalar türemiş. Bunlardan birisini askerler yakalarlar ve padişahın huzuruna çıkartırlar. Yakalanan…

  • Merdiven Unutulunca

       RP’nin ses teknisyeni Zihni Sadak anlatıyor:   Ahmet Tekdal Genel Başkanlığında bir yandan teşkilatlanmaya bir taraftan da halka partimizi tanıtmaya çalışıyorduk. Adana il teşkilatı bir miting düzenledi. Ahmet Bey uçakla, bizde Karayoluyla Adana’ya gittik. Kalabalık bir miting olmuştu. Çevre illerden de partililer alanı doldurmuştu. Ahmet Bey’e refakat ederek miting alanına geldik. Kürsünün önüne gelmemize rağmen,…

  • Bir Varmış Bir Yokmuş

    Masalcı mavi kanatlı bir kuştur,dünyayı taşır kanatlarında.     Vaktin birinde Hindistan ülkesinde Debleşem Şah adında bir hükümdar yaşardı.      Halkı ve ülkesi için çalışmayı çok severdi.      Gecesini gündüzüne katardı.      Bu yüzden ülkesi geliştikçe gelişmişti.Halkı da oldukça mutluydu.      Debleşem’in ilginç bir özelliği vardı.Çok çalışmanın yanısıra eğlenceden de çok hoşlanırdı.      Günlerden bir gün bir…

  • Bir Tefekkür Ve İbret Dersi

        Ebu’d-Derdâ hazretleri bir tefekkür ve ibret insanıydı… Kendi düşünüp ibret aldığı şeyleri halka da anlatır, onların da faydalanmasını arzu ederdi.     Bir defasında Şam halkına şöyle hitap etmişti:     “Hiç çekinmiyor musunuz ki yiyemeyeceğiniz şeyleri biriktiriyor, duramayacağınız evler yapıyor, elinizin yetişemeyeceği, uzun ve sonu gelmeyen emeller besliyorsunuz?     Sizden öncekiler çok servetler yığdı, sağlam ve ihtişamlı binalar yaptılar….

  • Hoca Köylerde

        Hoca merhum, köyleri dolaşıp halka vaaz ediyordu. Bir kasabaya varınca orada birkaç gün kalmaya karar verdi. Üç – dört gün kaldı, halka va’z’ü nasihat etti, fakat kimse aç mısın, susuz musun, demiyordu. Hoca merhum bir konuşmasında İsa Aleyhisselâm’ın dördüncü kat semâda olduğunu ve Allah’ın izni ile orada durduğunu anlatmıştı. Camiden çıkarken cemaattan biri:     — Hocam…

  • Yağmur Ve Gözyaşı

        Hicretin 18. yılı başında, Hicaz’da büyük bir kıtlık musibeti yaşanmıştı. Bu yıla ‘kül yılı’ denilmiştir. Çünkü yağmur yokluğundan çorak topraklar kül şeklini almış, rüzgar önünde toprak kül gibi savrulur olmuştu.     Çevre halkı azık için Medine’ye akın ediyor, vahşi hayvanlar da açlıktan insanlara yaklaşmaya çalışıyordu. Halife Hz. Ömer r.a. beytülmalda (hazinede) bulunan bütün gıda maddelerini halka…