Ahmet, her akşamki gibi işten çıkıp evine doğru ilerliyordu. Birden yolun sağ tarafından geçen yaşlı, yüzü pekte sevimli olmayan bir kadın gördü. Nedense bu ona karısını hatırlattı. Caddede ilerlemeye devam ederken aklına her gün gitmek zorunda olduğu o lanet ev geldi. Yine her gün yaptığı gibi eve gidecek, çirkin karısından bir ton laf işitecek ve annesi gibi canavar olan iki çocuğu her fırsatta yaptıkları gibi adamcağıza hayatı zehir edeceklerdi.
Adam o kadınla evlendiği güne lanet okuyarak yürümeye devam etti. Birden yanından geçtiği çiçekçi aklına biricik karısına(!) güzel bir çiçek alırsa bu akşamı belki biraz daha rahat geçirebileceği fikrini verdi. Bu karısının çenesini en azından akşam yemeği boyunca kapatabilirdi -ki bu karısının mutlu olmasından değil, bahane bulamamasından olabilirdi belki-. Ama çokta umudu yoktu açıkçası. Karısı neredeyse hiçbir şeyi beğenmezdi. Evlendiği günden beri ne yaptıysa karısı Safiye’ye yaranamamıştı.
Birden kapkara bulutlardan yere doğru ilk yağmur damlaları düştü. Ardından bütün gücüyle diğer damlalarda yeryüzüne düşmeye başladı. Bu Ahmet’i derin düşüncelerinden uyandırıp, refleks olarak yağmurdan kaçıp binaların saçaklarının altına sığınmaya yöneltti.
Sonra tekrar aklına çiçekler geldi. Dönüp tam alacaktı ki, bir şey onu o çiçekçiden almaktan vazgeçirdi. Ufak bir tereddütten sonra üşenme duygusu üstün geldi. Kafasını çevirdiğinde 40-50 metre kadar ileride başka bir çiçekçiyi fark etti.
“Zelil Çiçek… Allah Allah! Ben neden burayı daha önce görmedim?” diye kendine sordu içinden. Bunu demesi doğaldı, çünkü; her gün iki kez o caddeden yürüyordu. Sonra “Herhalde yeni açılmıştır.” deyip oraya yöneldi.
Aslında çok gösterişli durmuyordu. Aksine biraz eski görünüyordu. Bunu yaklaştıkça gördüğü çatlaklar ve yer yer dökülmüş olan duvarlar daha iyi gösteriyordu. Yeni açılmış olamayacak kadar eskiydi bu dükkan. Ama bir şey adeta o eski çiçekçiye çekiyordu.
“İyi bakalım. Nasıl bi’ yermiş…” dedi ufak bir tebessümle.
Artık yağmur sadece çiseliyordu. Dalgınlıktan olmalı ki yol kenarındaki birikmiş suyu görmedi. Ta ki üstüne basana kadar. Sol paçası ıslanmıştı. Sırf bu yüzden bile karısı onu “Salak herif!” diye azarlayabilirdi. Bazen azarlanırken aklına babası gelir ve kendinden bir kez daha nefret ederdi. Karısının patron olduğunu kabul etmiş lanet herifin teki olduğunu kabullenmişti artık. Aslında problem sadece onda değildi.
Belki de babasıda o lanet karıyla evlense o da kendinden nefret ederdi. Çoğu insan gibi. Karısıyla baş edebilecek bir insan görmemişti şimdiye kadar. Zaten karısının insan olduğuna da inanmıyordu.
Ardından nihayet dükkana girdi. İçeriye girdiği anda kendini biraz garip hissetti ama nedenini anlayamadı. Etrafa baktığında biraz şaşırmıştı. İçerisi beklediğinden daha iyi ve temizdi… <<<DEVAM EDECEK>>> umarım beğenmişsinizdir. devamını yazdıkça eklicem yorumlarınızı bekliyorum..
Gönderen-Yazan: Hayrettin Engür
OKUDUN
0%
TEBRİKLER… Bu hikâyeyi sonuna kadar okudun.

Çok güzel olmuş, lütfen en kısa zamanda tamamlarsınız….
aaaaaaaaa hanı devamı boyle olmadı ama
cok güzel olmuş devamını sabırsızlıkla bekleyecegim.Hikayeni burada paylaştıgın için ayrıca teşekkür ederim emegin içinde saol inşallah başarıların devam eder bende bunları takip edebilirim kendinize iyi bakın by