Yalancılar hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
– “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü”.
-“Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..”
– “Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..”
– “Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..”
– “Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!”
“Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir”.
Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün Keloğlan gelmiş;
– “Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim.
” Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..”
OKUDUN
0%
TEBRİKLER… Bu hikâyeyi sonuna kadar okudun.

Ben de kellikte Keloğlan’dan aşağı kalmam ama kafam onunki kadar çalışmıyor.
keloğlan yine kırdı şeytanın bacağını…
tam gediğine oturmuş anlayana
güzel bir ince zeka örneği
türk insanının muhteşem aklı
Akıl akıldan üstündür;
bir küp altın sahibi olmak bukadar kolay olsa keşke
keloğlandan da zaten böyle bir cevap beklerdim.helal olsun sana keleş oğlan
nedense bütün akıllıca cevapları kel,kara, vs. vs. vs. oğlanlar verir dimi????????
bencede çok zekice kutlarımmmmmmm
komik hikaye, ve çok zeki
cok güzel begendim iyi günler
Ayyy bunda değişik bişey yokki gene kelboy ve gene padişah ve gene kelboy kazığı attı…not:oldu olcak padişah kızını vereydi kel’e…