• ATATÜRK VE KASTAMONULU İŞÇİ

    1936 yılının ilkbahar günlerinden biriydi. Ankara’daki Orman Çiftliği sabahın erken saatlerinde hareketlenmişti. İşçiler tarlalarda ve fidanlık alanlarında çalışmalarına başlamış, herkes kendi işiyle meşguldü. O sabah çiftliği gezmekte olan Atatürk, yanında yaveriyle birlikte çalışan işçilerin arasından geçiyordu. Bir noktada gözü, çapasını büyük bir gayretle kullanan genç ve güçlü bir işçiye takıldı. İşçi işine öylesine dalmıştı ki…

  • YANLIŞ ET

    YANLIŞ ET[Hazır Cevaplar Espriler] Yahya Kemal, lokantada kuzu kapaması ısmarlamış. Getirilen yemeğe bakan şair, sebzeleri çatalla bir kenara yığmaya başlamış. Sonunda tabakta çok ufak bir et parçasına rastlamış. Hemen garsonu çağırıp ikaz etmiş: – “Evladım, bu yemeğe bir lokma et karışmış, yanlışlık olmasın?” ________________________Hazırlayan: Kerim Melleş, www.hikayearsivi.net

  • KEŞKE HELÂLE DE ÇÖZMESEYDİ

    KEŞKE HELÂLE DE ÇÖZMESEYDİ[Hazır Cevaplar Espriler] Enver Paşa babasını paşa yapınca Süleyman Nazif söylenmeye başlamış. Bunun üzerine İttihatçı olan arkadaşları: – Niçin kızıyorsun, Enver’in babası çok namuslu, iffetli adamdır. Ömründe hiç harama uçkur çözmemiştir, demişler. Büyük nükteci Süleyman Nazif, espriyi yapıştırmış: – Keşke helâle de çözmeseydi de, Enver’i başımıza musallat etmeseydi. ________________________Hazırlayan: Kerim Melleş, www.hikayearsivi.net

  • NE CİNAYETİ?

    NE CİNAYETİ?[Hazır Cevaplar Espriler] Recaizade Mahmut Ekrem, Milli Eğitim Bakanı iken özel kalem müdürü Mustafa Reşit Bey, kendisine imzalanacak evrakları götürmüş. Kağıtları masanın üstüne koyup iskemleye oturmuş. Ekrem Bey, bütün evrakı imzaladıktan sonra hışımla ayağa kalkarak bağırmaya başlamış: “Cinayet bu, cinayet!” Reşit Bey bir yanlış yaptığı zannıyla, dehşet içinde kalmış ve tirtir titremeğe başlamış. Nihayet…

  • TAHTA OTURMANIN BEDELİ!

    TAHTA OTURMANIN BEDELİ![Güldüren-Tebessüm Ettiren Hikayeler] Saray korumaları Behlül Dânâ’yı Harun Reşit’in tahtına izinsiz oturduğu için tartaklamışlar. Behlül başlamış ağlamaya. Harun Reşit gelir ve onun gönlünü alıp sakinleştirmeye çalışır. O, hâlâ ağlamaktadır. – Behlül, bu kadar ağlayacak ne var? Behlül de ona şu cevabı verir: – Ben haksız yere tahtta bir saat oturdum bu kadar dayak…

  • AŞKIN BAŞINA GELENLER

    AŞKIN BAŞINA GELENLER[Aşk Hikayeleri] İnsan ruhları henüz et-kemik giyinip dünyaya buyur edilmeden çok önceleri, iyi duygular ve kötü duygular sahiplerini beklerken yeryüzünde dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamanki gibi sahiplerini merakla beklerken, Saflık ortaya bir fikir atmış: “Neden saklambaç oynamıyoruz?” Hepsi bu fikre sıcak bakmış. “İyi ama,” diye araya girmiş Merak, “Kim ebe olmak…

  • YEŞİM TAŞI

    YEŞİM TAŞI[Aşk Hikayeleri] Modern zamanlarda, sadakatin ve mahremiyetin aşkın en önemli koruyucusu olduğu unutuldu. Oysa, mahremiyet duygusu ve sadakat niyeti, iki insanın birbirine olan sevgisinin ışığı ve suyu gibidir. Sokaklarda yağmalanan ve üryan ve anonim biçimlere bürünen ucuz ve vefasız “aşk”lar, asıl aşkın itibarını zedeliyor, sahte olanla sahih olanı birbirine karıştırıyor. Aşağıda okuyacağınız öykü, mücevher…

  • GÖZYAŞI

    GÖZYAŞI[Aşk Hikayeleri] Adam, çok sevdiği kırk yıllık eşinin, hayat arkadaşının ölümüyle, doğal olarak ağlamaya başlamış, göz yaşı döküyordu. Bir dostu teselli etmek için yanına yaklaştı. Ağlamaktan kızarmış gözlerine baktı. Yanaklarından aşağı ince ince süzülen göz yaşlarını gördü. Dedi ki: “Döktüğün bu göz yaşının hiçbir faydası yok ki…” Adam sustu. Dostunun gözlerinin içine baktı. “Ben de…

  • KELOĞLAN VE BİR NOHUT MASALI

    KELOĞLAN VE BİR NOHUT MASALI[Keloğlan Masalları] Vakti zamanında bir kadının bir keloğlu varmış. Bir gün zibillikte (çöp dökülen yer) oynarken bir tane nohut bulmuş, bunu alarak hesaplamaya başlamış: Bir nohuttan on nohut, on nohuttan bir ölçek, bir ölçekten on ölçek olur deyip ölçek nohudu almış ve zengin bir adamın kapısı önüne gelerek durmuş. Zengin ev…

  • KELOĞLAN VE ZENGİNLER DİYARI

    KELOĞLAN VE ZENGİNLER DİYARI[Keloğlan Masalları] Zamanın birinde, kendi köyünde… Çalışkan bir Keloğlan yaşarmış… Daha çok çalışıp daha çok kazanmak içim köyünden yola çıkmış, şehre inmiş. Şehirde birçok iş bulmuş ana istediği gibi çok kazanamıyormuş çünkü işler devam etmiyormuş. Bir gün çalışıp bir gün oturuyormuş. Çalıştığı günler kazandığı parayı oturduğu günlerde harcıyormuş. Sonunda elinde hiç para…