Resimli Hikayeler – Minik Yaprak’ın Büyük Yolculuğu
MİNİK YAPRAK'IN BÜYÜK YOLCULUĞU
Güneşli Orman'ın hemen yanındaki Rüzgarlı Vadisi'nde, bir sabah rüzgar aniden esmeyi bırakmış. Rüzgarlı Vadisi, adını her zaman esen o ılık ve tatlı rüzgardan alırmış. Ama o sabah, her şey sessizmiş, tek bir yaprak bile kımıldamıyormuş.
Vadideki tüm hayvanlar endişelenmiş. Rüzgarsız, tohumlar yayılamaz, bitkiler susuz kalırmış. Bilge Baykuş, 'Eskiden, bu vadide 'Rüzgar Gülü' adında büyülü bir çiçek açardı. O çiçek, rüzgarı geri getirirdi ama artık nerede olduğunu kimse bilmiyor,' demiş.
Minik bir yaprak olan 'Pırpır', Bilge Baykuş'un sözlerini duymuş. Pırpır, diğer yapraklardan farklıymış; rengarenk, gökkuşağı gibiymiş ve çok cesurmuş. 'Ben, rüzgar gülünü bulabilirim!' diye düşünmüş.
Pırpır, yola çıkmak için hazırlanmış. Küçük bir çantasını hazırlamış, içine birkaç yemiş ve bir tutam yosun koymuş. Diğer yapraklar ona, 'Sen çok küçüksün Pırpır, dışarıda tehlikeler var,' demişler ama Pırpır kararlıymış.
Pırpır, Rüzgarlı Vadisi'nin sınırına gelmiş. Burası 'Susuz Kanyon' adında, kuru ve çatlamış toprakların olduğu bir yermiş. Rüzgar esmediği için, kanyonun üzerindeki asma köprü de sallanmıyormuş.
Köprünün ortasında, kocaman, susuzluktan bitkin düşmüş bir çiçek varmış. Pırpır, çiçeğe yaklaşmış. Çiçek, 'Lütfen, bana biraz su verin,' diye fısıldamış. Pırpır, çantasındaki son su damlasını çiçeğe vermiş. Bu, Pırpır'ın fedakarlığıymış.
Çiçek, suyun etkisiyle canlanmış ve Pırpır'a, 'Rüzgar gülünü aradığını biliyorum. Kanyonun diğer tarafındaki gizli tünelden geçmelisin,' demiş.
Pırpır, tünele girmiş ama tünel çok karanlıkmış ve sonu yok gibiymiş. Tam pes etmek üzereyken, küçük, parlayan bir kurbağa görmüş. Kurbağa, Pırpır'ın cesaretini duymuş ve ona tünelin çıkışını göstermek istemiş. Kurbağanın adı 'Kıpırdak'mış ve Pırpır'ın yeni arkadaşı olmuş.
Kıpırdak ile Pırpır, tünelden çıkıp 'Güneşsiz Orman'a gelmişler. Burası, dev ağaçların gölgesinde, güneş ışığının hiç girmediği karanlık bir ormanmış.
Ormanın derinliklerinde, kocaman, gölgesi her yeri kaplayan bir gölge canavarı varmış. Gölge, 'Beni geçmek istiyorsanız, en değerli şeyinizi bana vermelisiniz!' demiş. Pırpır, çantasını açmış ama canavar çantayı kabul etmemiş. Canavar, Pırpır'ın renklerini, gökkuşağı gibi parlayan yaprağını istemiş.
Pırpır, rüzgarı geri getirmek için rengarenk yaprağını vermeye razı olmuş. 'Rüzgar vadisine dönerse, her şey daha değerli olacak,' diye düşünmüş.
Gölge canavarı, Pırpır'ın yaprağını almış ve ormanın diğer tarafına giden yolu göstermiş. Pırpır, artık düz, kahverengi bir yaprakmış ama kalbinde büyük bir cesaret varmış.
Pırpır, Güneşsiz Orman'ı geçip, parlayan, gümüş yapraklı 'Rüzgar Gülü'nü bulmuş. Çiçek, vadideki en yüksek kayanın tepesinde açıyormuş.
Rüzgar Gülü, Pırpır'ı görünce, 'Sen, cesaretin ve fedakarlığınla buraya geldin. Rüzgar, senin gibi kalbi büyük olanların peşinden gider,' demiş. Ve Rüzgar Gülü, parlayarak rüzgarı geri çağırmış.
Rüzgar, vadiye geri döndüğünde, tüm hayvanlar sevinçten dans etmişler. Bitkiler canlanmış, tohumlar yayılamış. Pırpır, vadide 'En Cesur Yaprak' ilan edilmiş.
Bilge Baykuş, Pırpır'a, 'Senin fedakarlığın ve cesaretin, rüzgarın gücünden daha büyük. Sen, kalbimizin rüzgarısın,' demiş. Pırpır, artık rengarenk değilmiş ama vadiye geri getirdiği rüzgar, onun adını her zaman fısıldarmış.

BU HİKAYEYİ OKUYANLAR ŞUNLARI DA OKUDU
📚 Okuyanlar Bunları da Okudu