Konuşmayı sevmezdi. Tanıdığı olsun, tanımadığı olsun kimselerle konuşmazdı. Konuşmamak içinde insanlar ile tanışmak istemezdi. Hayata hele de hayatın sahibine küskün değildi. Kendi kendine “ben ölünceye kadar mutluyum “ derdi. Kimseler inanmazdı. İnanılacak şey değildi. Kim inanırdı ki “ ben ölünceye kadar mutluyum” diyen birine. Kimilerine göre sadece kendini kandırıyordu.
Mahalleli “ tekin adam değil” der uzak dururdu. Deliliğinden şüphelenseler de kimse zarar görmemişti. Karıncaları ezmemek için; basacağı yere önce bakar; sonra basardı ayaklarını. Bir tek caddeden geçerken dikkat etmezdi bastığı yerlere; caddeden hızla geçip giderdi… Caddelerde karıncalar yoktu. Karıncalar, gündüzü başka gecesi bir başka arsız olan caddelerde yürümekten çekinirler; hayâ ederlerdi.
Tekin adam değil deseler de; mahallede onun gibi “ ölünceye kadar mutlu “ olmak isteyen çok kişi vardı. İsteseler de soramazlardı. Sorsalar da o, onlarla konuşmazdı. Tek başına, kimse olmadan insan nasıl yaşar deme. O yaşıyordu. Hem de hiç şikâyet etmeden. Konuşmazdı ama yüzünde hep bir tebessümle dolaşırdı.
Bir gün, geldiği gibi kayboldu. Kimdi, nerden gelmişti ve nereye gitti bilen yok. O garip adamdan kalan tek şey herkesin dilinden düşürmediği “ nasip” kelimesi oldu bir de tebessüm. Şimdi birine, bir şeyi yapıp yapamayacağını sorsan tebessüm eder ve “nasip” der.
Anlatılanları can kulağıyla dinleyen torunu:
-Dede, tekrar gelir mi dersin?
– Kim?
– Garip Adam…
Dedesi, tebessüm edip
-“Nasip, be evlat” dedi.
…
Garip adam kimseye bir şey anlatmasa da, o herkese tebessüm etmeyi bir de “nasip “ demeyi öğretti ve gitti. Köylü daha ne ister ki…
OKUDUN
0%
TEBRİKLER… Bu hikâyeyi sonuna kadar okudun.

BU HİKAYEYİ OKUYANLAR ŞUNLARI DA OKUDU