Hikaye Öykü Masal Arşivi

 Ehli Sünnet Alimi, Şeyh İsmail Çetin Hocaefendi'nin Eserleri, Sohbetleri ve Hakkında Herşey...

Hikayelerin Dünyasına Açılan Eşsiz Bir Kapı

20 Eylül 2017

Sık Kullanılanlara Ekle  Anasayfan 
              Yap Ziyaretçi Defteri

  Hazret-i Musa Ve Asası (Kurandan Hikayeler) :. Hikaye Öykü Masal Arşivi .:

MENÜLER
Ana Sayfa
Arşiv
Sitenize Ekleyin
Hikaye Ekleyin
Editörlere Mesaj Gönder
Editörlük Başvurusu
Yardım / İletişim
Reklam
Basında HikayeArsivi
Künye
Ziyaretçi Defteri
Tavsiye Siteler
HİKAYE KATEGORİLERİ
İbretli Hikayeler
Dini Hikayeler
Yaşanmış Hikayeler
Duygusal Hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Din Büyüklerinden Hikayeler
En Güzel Dini Hikayeler
Masal Demeti
Hayatın İçinden Hikayeler
İran Hikayeleri
Dostluk Hikayeleri
Mevlanadan Hikayeler
Kıssadan Hisseler
Çocuklar İçin Hikayeler
Doğruların Öyküsü
Komik Hikayeler
Nasreddin Hocadan Hikayeler
Sahabeden ve Evliyaullahtan Hikayeler
Kurandan Hikayeler
Resulullahtan Hikayeler
Kelile ve Dimne
Tarihi Gerçekler
Gerçek Hayattan Hikayeler
Türk Tarihinden Damlalar
Bediüzzamanla Yaşayan Öyküler
Diyanetten Hikayeler
Renkli Hikayeler
Sesli Hikayeler-Masallar
Resimli Hikayeler
Sizden Gelen Hikayeler
İngilizce Hikayeler
Padişahlardan Hikayeler-Öyküler
Türkü Hikayeleri
Tarihi Hikayeler-Öyküler
Siyasi Hikayeler-Hatıralar
Öğretici Hikayeler
Hüzün Zamanı Hikayeleri
Hazır Cevaplar Espriler
Dede Korkut Hikayeleri-Destanlar
Keloğlan Masalları (Görüntülü)
La Fontaine Masalları
Atatürk Hikayeler - Hatıralar
Tanıdığım Ünsüzler
Gazali İHYAdan Hikayeler
Ramazan-Oruç Hikayeleri

Hikaye-Öykü Ara



[Detaylı Arama]


Yeni Eklenen 15 Hikaye
Radar Var
Yok Oluşun Filizlenmesi
Yanılgının Gözyaşları Ve Benlik Kavgası
Ayşecik ve Yasemin Sultan
Şöhretin Bedeli
Bücür Zürafa
Deve Kervanı
Nerede Görüşelim
Rafadan Yumurta
Sabrın Zirvesi
Recep Ayında Oruç
Oruçlu Musunuz, Değil Misiniz?
Oruç İman Ettirdi
Orucu Bazen Bozmak Gerek
Onların Ameli Yok

En Çok Okunan 15 Hikaye
The Adventure of the Three Garridebs
Bir Bebeğin Yarım Kalmış Günlüğünden
Dracula - Story
İşte Aşk
Uyuyan Güzel
Hz. Yunus Ve Balık
Sevgi Üç Türlüdür
Uyku Masalı
Dostluğun Öyküsü
Hansel Ve Gretel
Ona "Sevdiğinizi" Söyleyin
Haddini Aşmanın Zararı
Evlilik
On Çinli
Ayrılın Ayrılabilirseniz


Reklam ver

Mail List
Sitemizin yeniliklerinden ilk sizin haberiniz olsun.
İsim:
Mail:
 


Editör Giriş

Google
Sitemiz hakkındaki görüşlerinizi ZİYARETÇİ DEFTERİNE yazarsanız seviniriz.


Ziyaretçilerimiz ve Hikaye Dostlarının Dikkatine:

www.hikayearsivi.net olarak 2002 yılından itibaren yayın faaliyetimizi sürdürmekteyiz. İnternet üzerinde yayın yapan birçok sitenin içeriğinde, sitemiz içeriği kullanılmaktadır. İlk defa birçok kategori altında hikaye-öykü ve masalları paylaşmaya başlayan sitemiz, bu konuda da diğer sitelere örnek olmuştur. Sitemizin ve içeriğinin genişlemesine ve sitemizin tanıtımına siz değerli ziyaretçilerimizin katkısı çok önemlidir. Sitemiz içeriğini paylaşırken, mutlaka kaynak olarak www.hikayearsivi.net den alıntılandığını belirterek içeriğimizi kullanabilirsiniz. Unutmayın ki kaynak belirtmeden, içeriğimizi alan onlarca site ve ziyaretçi, çalışmalarımızdaki emeğe karşı bizi şevksiz bırakmaktadırlar. Lütfen sitemizin tanıtımına sizde katkı sağlayın. (KuTuL KuLuB)

Hazret-i Musa Ve Asası











    Hazreti Yakub'un nesli olan îsrail Oğulları Yusuf aleyhisselâm Mısır'da vezir olduktan sonra buraya gelmişler ve onun yanında toplanmışlardı. Zamanla çoğaldılar ve sayıları yüzbinleri aştı. Mısır'da mal, mülk ve geniş arazilere sahip oldular. Bunların bu derece nüfus ve mal bakımından kuvvetlenmeleri o zaman Mısır'a hükmeden Firavun Kâbus bin Mus'ab'ı kendi geleceği için endişelere sevketmişti. Bu endişe ile îsrail Oğullarının bütün arazilerini ellerinden gasbedip kendilerinin karın tokluğuna çalıştırılmalarına bir nevi köleleştirilmelerine karar verdi.

    Firavun bu tedbirlerle uğraşırken kâhinlerden biri, kendisine şöyle bir haber verdi:

    — İsrail Oğullarından bir çocuk dünyaya gelecek ve senin saltanatın ve devletin onun eliyle son bulacak!

    Bunun üzerine Firavun, İsrail Oğullarından doğacak her erkek çocuğun öldürülmesine dair emir verdi ve bu iş için hususî vazifeliler tâyin etti. Bu adamlar, yeni doğan erkek çocukları araştırıp bulurlar, mutlaka öldürürlerdi. Bu sırada annesi, Hazreti Musa'yı dünyaya getirdi. Fakat bu nurtopu gibi yavruyu Firavun'un adamlarının öldürmesinden çok endişeliydi. Musa Aleyhisselâmın doğumundan sonra Hazreti Allah tarafından annesine, bu çocuğu endişe etmeden emzirmesi, eğer ilerde çocuk için bir fenalık hissederse ,onu bir sandık içerisinde Nil nehrine bırakıp mahzun ve mükedder olmaması ve çocuğu kendisine iade edilip büyüdüğünde ona peygamberlik rütbesi verileceği ilham yoluyla vahyedilmişti. Bu hal içerisinde annesi Hazreti Musa'yı üç ay emzirmiş ve sonra vahiy mucibince bir sandık içerisine yerleştirerek büyük kızına verdi ve onun vasıtasıyla Nil nehrine bıraktırdı bir taraftan da ona tenbıh etmişti:

    — Kardeşinin izini takip et, ne olduğundan bir haber getir!

    Hazreti Musa'nın kız kardeşi de onu, Nil'in sularında uzaktan takip etti ve sandığı nehir kenarında bulunan Firavun'un sarayından aldıklarını gördü. Firavun'un adamları ise bunun bu şekilde takip edilip görüldüğünden haberdar değillerdi.

    Fakat Hazreti Musa'nın annesi, kızı gelip kendisine durumu haber verinceye kadar ne olup bittiğinden hiç haber alamayarak hayretten ve dehşetten gönlüne hiç bir şey girmiyor, aklı sıfıra inmiş bir halde bekliyordu da, az daha bu telâş ile haber alacağım diye yaptığını sezdirecek, Hazreti Musa'nın durumunu ifşa ediverecekti.

    Allah (C.C.) Hz. Musa'nın annesinin kalbine rabıta verdi. Cenab-ı Hak, Zatının nurunu onun kalbine akıttı da rahatladı ve endişesi izale oldu. Kızı gelip durumu kendisine haber verdi. Kızı da sarayda hizmetçi olarak çalışıyordu, annesi kızına:

    — Sen zaten orada çalışıyorsun. Git bak, sarayda neler oluyor, sandığı ne yaptılar, öğrenip gel de bana bildir, dedi.

    Sarayda sandık açılmış ve içerisinde nur topu gibi bir erkek çocuk olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Firavun'un karısı saliha ve mü'mine bir kadın olan Asiye kocasına şöyle bir teklifte bulundu:

    — Bu yavrucak bana ve sana bir göz aydını olur, bunun hayatına kıymayınız. Belki bize bir faydası dokunur, yahud evlâd ediniriz!

    Zira kendilerinin de bir çocukları yoktu. Firavun da onun bu fikrine iştirak etti. Böylece Hazreti Musa'ya dokunulmadı.

    Hazreti Âsiye çocuğa süt verecek bir anne bulunmasını istedi. Ancak çocuk, getirdikleri süt annelerinden hiç birisinin memesini ağzına almıyordu. Bu sebeple Âsiye çocuğun hayatından endişe etmeye başladı. O zaman Hazreti Musa'nın sarayda hizmetçilik yapan kız kardeşi ki, onlar bunu bilmiyorlardı, dedi ki:

    — Size onu emzirecek bir kadın bulayım mı?. Bunun üzerine:

    — Acele o kadına söyle, diye emir verdiler.

    Kız koşup annesini saraya alıp getirdi. Annesi oğlunu görünce rengi değişti, kalbi heyecandan çarpmaya başladı, ancak kimsenin farkına varmaması için kendine hakim oldu. Çocuğu kucağına alıp da kendisine memesini verince, Hazreti Musa derhal emmeye başladı. Böylece Allahü Teâlâ Hazreti Musa'yı annesine tekrar iade ediyordu.

    Allahü Teâlâ hikmeti icabı Firavun'un en büyük düşmanını ona kendi kucağında büyüttürdü ve Hazreti Musa olgunluk çağına erişti. Kendisine bir hakimiyet ve ilim ihsan etti. Çünkü O, muhsinlere böyle mükâfat verir.

    Hazreti Musa bir gün Saraydan çıkarak şehre indi. Orada giderken ahalisinin bir gaflet arıma rastladı ki, iki kişi biribirleriyle kavga ediyorlardı. Bunlardan birisi Hazreti Musa'nın kavmi olan İsrail Oğullarından, diğeri ise düşmanlarından yani Firavun'un itibar ettiği topluluktan idi.

    Bunun üzerine kavminden olan kimse, düşmanından olan kimseye karşı Hazreti Musa'dan yardım talebinde bulundu. Hazreti Musa da bu istek üzerine hemşehrisinin hasmına bir yumruk indirdi ve adamın ölümüne sebep oldu.

    O anda Hazreti Musa bu yaptığından dolayı nedamet duydu ve Allah'a sığınarak:

    — Bu olan Şeytanın işîndendir, O cidden şaşırtıcı ve açık bir düşmandır. Ey Rabbim! Doğrusu ben nefsime yazık ettim, artık mağfiretinle benim kabahatimi ört. Muhakkak senin lütfün daha büyüktür! diye niyazda bulundu.

    Allahü Teâlâ da kendisini mağfiret buyurdu. Çünkü hakikaten O, öyle Gafur ve öyle Rahîm'dir.

    Hazreti Musa da:

    — Ey Rabbim! Bana olan bu nimetlerin hakkı için artık mücrimlere, suçlulara asla yardımcı olmam, dedi.

    Fakat bu yaptığının bilinmesi endişesinden Saraya dönmedi ve korku içinde şehirde sabahladı. Olup bitenin neticesini gözetirken bir gün önce kendisinden yardım isteyen israil Oğullarına mensub o adam yine bir başkasıyla kavga ediyor ve mağlup vaziyette yine yardım için feryad ediyor gördü.

    Hazreti Musa o kimseye:

    — Sen besbelli bir yaramazsın, dedi ve yine kendisine hakim olamayarak, o hasmı yakalayıvermek isteyince, adam:

    — Ey Musa, dün bir adamı öldürdüğün gibi beni de öldürmek mi istiyorsun, ara düzelticilerden olmak istemeyip de yer yüzünde zorba mı olmak istiyorsun? dedi.

    Bunun üzerine Hazreti Musa suçunun başkaları tarafından da duyulduğunu anlayarak daha fazla endişe etmeye başladığı sırada, şehrin öte başından bir adam koşarak geldi Ve:

    — Ey Musa! Haberin olsun heyet, seni işlediğin suçtan dolayı öldürmek için hakkındaki emri müzakere ediyorlar, hemen çık! Ben cidden senin hakkında hayırla düşünenlerdenim, dedi.

    Hazreti Musa derhal oradan korku ile gözeterek ayrıldı ve:

    — Ey Rabbim, kurtar beni bu zalim kavimden! diye dua etti. Musa Aleyhisselâm bu hadiseden sonra Mısır'dan çıkıp doğuya çöle doğru yöneldi ve:

    — Ola ki, Rabbim beni düz yola çıkarır, diye temenni etti.

    Bu halde bir memleketten diğer bir memlekete intikal ederken Medyen beldesine vardı.

    Yolculuk esnasında hayli bitkin düşmüştü. Medyen suyunun başına vardığı zaman burada koyunlarını sulayan bir küme insan gördü. Bunların yanı sıra koyunlarını otlatan ve bu insanların yanına yaklaşmayan iki kız kardeş buldu.

    Bu insanlardan sakınan genç kızlara:

    — Derdiniz nedir? Niçin siz de koyunlarınızı sulamıyorsunuz? diye sordu.

    Onlar:

    — Biz iki genç kızız, erkeklerin yanına yaklaşamıyoruz. Onlar koyunlarını sulayıp çevirdikten sonra biz de koyunlarımızı sulayabiliyoruz, diye cevap verdiler.

    Hazreti Musa ise:

    — Peki, iki genç kızsınız da neden koyun otlatmakla meşgulsünüz? diye sordu. Kızlar:

    — Bizim babamız ihtiyar bir kimsedir. Onun için koyunları biz otlatıyoruz, dediler.

    Bunun üzerine Hazreti Musa kalkıp onların koyunlarını suladı. Kızlar bulundukları yerde bekliyorlardı. Bu alâkasından dolayı onlar memnun oldular ve kendisine teşekkür ettiler, gittiler.

    Hazreti Musa gölgeye çekildi ve:

    — Ey Rabbim, ben cidden bana indirdiğin hayırdan dolayı bir fakirim, diye dua etti.

    Derken biraz sonra iki kız kardeşten biri edep ve haya içerisinde yürüyerek Musa aleyhisselâma geldi ve:

    — Babam seni davet ediyor, bize su çekiverdiğin, koyunlarımızı suladığından dolayı size karşılığını ödemek için sizi istiyor, dedi. Hazreti Musa kalktı ve o genç kızla beraber davet edilen yere gitti.

    Kızın babası, Hazreti Musa'ya kim olduğunu, ne sebeple Medyen'e kadar geldiğini sordu, o da başından geçen hadiseleri anlatınca:

    — Korkma! Kurtuldun o kavimden, o zalimlerden, dedi.

    Bu zât Allah'ın Peygamberi Şuayb aleyhisselâm'dan başkası değildi.

    Kızlardan birisi babasına:

    — Babacığım, onu ücretle tut! Çünkü o, tuttuğun ecirlerin en hayırlısı, kuvvetli ve güvenilir bir kimsedir, dedi. Şuayb aleyhisselam da Hazreti Musa'ya:

    — Haberin olsun, ben şu iki kızımın birini sana nikahlamak istiyorum. Ancak sen de sekiz sene benim koyunlarımı güdersen ki, eğer bu müddeti on seneye doldurursan o da senin lütfundandır. Bununla beraber seni zorlamak istemiyorum. Eğer kabul edersen inşaallah beni salih kimselerden bulacaksın!, dedi.

    Hazreti Musa da:

    — Benimle senin aramızda, iki müddetin her hangisini ödersem, demek benim aleyhime husûmet etmek yok. Allah bu anlaşmamız üzerine vekilimizdir, dedi. Ve genç kızlardan biriyle evlendi. On sene Hazreti Şuayb'ın hizmetinde bulundu.

    Hazreti Musa, Şuayb aleyhisselamın yanında anlaşmadaki süreden daha fazla olarak kaldıktan sonra, ailesiyle birlikte Medyen'den ayrılıp Mısır'a doğru yola çıktı. Mevsim kış idi. Şam meliklerinden çekindiği için başka bir yol seçmişlerdi. Ancak zevcesi hamile olup yolda kır sahalardan geçtiğinden yolculukları zahmetli oluyor, hattâ yollarını şaşırıyorlardı. Bu yürüyüş onları karanlık, soğuk ve karlı bir gecede Tur dağının sağında garb tarafına sevketmişti. Çakmak taşı çakmayıp her türlü vâsıtanın kesildiği böyle bir çaresizlik içerisinde bulundukları bir anda Hazreti Musa Tur dağı tarafından bir ateş gördü.

    O vakit ailesine:

    — Durun, benim gözüme bir ateş ilişti. Her halde ben, size ondan bir haber getireceğim yahut bir parça alırım, da ocak yakar ısınırsınız, veyahut da bir kılavuz bulurum, dedi.

    Ateş gördüğü yere vardığı zaman ise Hazreti Musa'nın kendine nazaran, vadinin sağ kıyısındaki arzda ağaçtan şöyle nida olundu:

    — Ey Musa, haberin olsun benim, ben Rabbin, âlemlerin Rabbi Allah. Hemen pabuçlarını çıkar. Çünkü sen mukaddes Tuvâ vâdisindesin. Ben seni Peygamber olarak seçtim. Şimdi sana verilecek vahyi dinle. Hakîkaten benim, ben Allah, benden başka ilâh yok. Onun için bana ibâdet et ve zikrim için namaz kıl. Çünkü kıyamet muhakkak gelecek. Ben, hemen hemen onu gizliyorum ki, her nefis ameliyle cezalansın. Binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın, sonra helak olursun!

    Hazreti Musa bu nidayı işitince vücudu sarsıldı, kalbi yerinden oynadı, sessiz ve hareketsiz bir vaziyette olduğu yerde kalakaldı. Aynı sesin sahibi yine:

    — O sağ elindeki de ne ey Musa? diye sordu. Hazreti Musa:

    — O, asam; üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım. Benim onda daha başka hacetlerim de vardır, diye cevap verdi.

    Allahü Teâlâ:

    — Bırak onu ey Musa! buyurdu. Hazreti Musa bırakınca bir de baktı ki, o asa bir yılan olmuş kıvrılarak koşuyor. Allahü Teâlâ:

    — Tut onu, korkma! Biz onu önceki suretine iade edeceğiz. Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir âfetsiz diğer bir mucize olarak ki, sana en büyük âyetlerimizden gösterelim. Git o Firavun'a. Zira o pek azdı, buyurdu.

    Musa aleyhisselâm:

    — Ey Rabbim, benim göğsüme genişlik ver, bana işimi kolaylaştır, dilimden düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar. Bana ehlimden bir peygamber de ver; Kardeşim Harun'u. Onunla arkamı sağlamlaştır, onu işimde ortak et ki, seni çok teşbih edelim ye çok zikreyleyelim. Şüphe yok ki, sen bizi görüp duruyorsun! dîye niyazda bulundu. Allahü Teâlâ:

    — Haydi, erdirildin dileğine ey Musa! Şânım hakkı için biz lütfetmiştik sana diğer bir defa daha. O vakit ki, anana şu verilen ilhamı verdik: Onu tabut içine koy da suya bırak. Su onu sahile bıraksın, ki hem bana hem ona düşman biri alsın. Ve üzerine benden bu sevgi koydum ki, hem de nezaretim altında yetiştirilesin. O vakit hemşiren gidiyor ve diyordu.: «Ona iyi bakacak birini buluvereyim mi sise?» Bu sûretle seni anana iade ettik ki, gözü aydın olsun da mahzun olmasın. Hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık ve türlü sıkıntılarla seni imtihan ettik. Bu sebeple senelerce Medyen Ehli içinde kaldın. Sonra da bir kader üstüne geldin ey Musa! Ben seni kendim için yetiştirdim. Git âyetlerimle sen ve kardeşin. Ve benim zikrimde gevşeklik etmeyin. Firavun'a gidin. Çünkü o pek azdı. Varın da ona, belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin! buyurdu.

    Hazreti Musa:

    — Ey Rabbimiz, korkarız ki, Firavun bize şiddetle saldırır, yahut azgınlığını artırır, dedi. Bunun üzerine Allahü Teâlâ:

    — Korkmayın! Çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm. Haydi varın da ona deyin ki, haberin olsun biz Rabbinin peygamberleriyiz, artık İsrail Oğullarını bizimle gönder ve onlara azâb etme, sana Rabbinden bir âyetle geldik, selâm doğruya tabî olanadır! buyurdu.

    İlâhî hitab sona erince Hazreti Musa heyecanla geldi, gördüklerini ve işittiklerini zevcesine anlattı ve kardeşi Harun aleyhisselâm ile beraber bu vazifeyi yerine getirmek için Firavun'a gideceklerini bildirdi.

    Hazreti Musa kardeşi Harun aleyhisselâma vardı ve Tur dağında kendilerine tevdî edilen ilâhî emri tebliğ ettikten sonra beraber Firavun'un yanına gittiler.

    Hazreti Musa ile Hazreti Harun Firavun'un yanına girince, Musa aleyhisselâm açık ve düzgün bir dil ile tebliğe başladı:

    — Biz âlemlerin Rabbi ve senin de Rabbin olan Allahü Teâlâ'nın peygamberleriyiz, İsrail Oğullarına eziyet etmekten vaz geç ve onları bizimle beraber serbest bırak! Allahü Teâlâ bizi sana bu emrini tebliğ için gönderdi. Her halde azâb yalanlayıp yüz çevirenedir, dedi.

    Bunun üzerine Firavun, Hazreti Musa'ya:

    — Seni çocukken biz büyütmedik mi? Hem bizde ömründen senelerce kaldın. Hem de yaptığın o kati işini işledin. O halde sen o nankör kâfirlerdensin! dedi.

    Musa aleyhisselâm:

    — — Evet, o adamı öldürdüğüm zaman şaşkınlardandım. Bu sebeple sizden korktum ve içinizden kaçtım. Derken Rabbim benim hakkımda hüküm ihsan etti, mağfiret buyurdu ve beni peygamberlerden biri olarak gönderdi. O başıma kakdığın bir nimet de İsrail Oğullarını kul, köle edinmiş olmandır, diye cevap verdi.

    Firavun:

    — Âlemlerin Rabbi de nedir? diye sordu. Hazreti Musa da:

    — Göklerin ve Yerin ve bütün aralarında bulunanların Rabbidir. O, eğer siz yakîn ehli iseniz, dedi. Firavun etrafındakilere:

    — Dinlemez misiniz? Sizin inandığınız Rabbinizin ve evvelki atalarınızın Rabbi, diye söyledi! Her halde size gönderilmiş olan peygamberiniz mutlak mecnûn, dedi. «Peygamberiniz» derken de istihza edasıyla söylemişti.

    Bunun üzerine Hazreti Musa:

    — O, Maşrik ve Mağribin ve bütün aralarındakilerin Rabbidir, eğer siz akıl sahibi iseniz, diye cevap verdi. Firavun:

    — Yemin ederim ki, eğer benden başka bir ilâh kabul edersen seni mutlak ve muhakkak o zindandakilerden ederim, dedi.

    Hazreti Musa:

    — Yâ! Sana apaçık isbat edecek bir şey getirdi isem de mi? Firavun:

    — Haydi, getir onu bakayım eğer doğru söyleyicilerden isen? dedi.

    Bunun üzerine Hazreti Musa asasını yere bırakıverdi ve o apaçık bir ejderha kesiliverdi. Bir de elini çekti çıkardı, o da bakan kimselere karşı bembeyaz oluverdi.

    Firavun etrafında bulunan devlet adamları cemaatına:

    — Bu, her halde çok usta bir sihirbazdır. Sihriyle sizi yerinizden çıkarmak istiyor. Binaenaleyh bunun hakkında ne emir verirsiniz? dedi.

    Onlar da:

    — Bunu ve kardeşini alıkoy, şehirlere de derleyici kimseler yolla ki, bütün bilgiç ve sihirbazları getirsinler. Bakalım kim galip gelecek, görelim, diye cevap verdiler.

    Nihayet varılan karar üzerine toplanan sihirbazlar Firavun'a geldiler ve hep beraber devlet adamları ve halkın gözü önünde Hazreti Musa ve Hazreti Harun ile üstünlüklerini isbat için hazır oldular. Firavun halka hitaben:

    — Siz de hazır mısınız, sanırız biz sihirbazlara tabî olacağız. Eğer ki, onlar galib gelirlerse, dedi. Sihirbazlar Firavun'a:

    — Bizler galib gelirsek bize büyük mükâfaat var mı? diye sordular.

    Firavun da:

    — Elbet vereceğim, hem o zaman siz muhakkak benim yanımda makam ve mevkilere de kavuşacaksınız, dedi. Daha sonra sihirbazlar Hazreti Musa'ya:

    — Biz mi başlayalım, yoksa sen mi önce başlarsın? dediler. Hazreti Musa:

    — Siz atın ortaya, ne atacaksanız, diye cevap verdi.

    Bunun üzerine sihirbazlar hemen iplerini ve sopalarını attılar ve:

    — Firavun'un izzeti hakkı için biz galib geleceğiz elbette! dediler.

    Sihirbazlar ortaya attıkları bu sopalar ve iplerle aslı olmadık hayaller gösterdiler ve gözlerini boyayarak halka son derece dehşet ve korku verdiler, öyle olmuştu ki, iri iri halatları, uzun uzun sırıkları ve sopaları ortaya atıp bütün vadiyi sanki biribirine binmiş, sarmaş dolaş olmuş hareketli yılanlarla dolmuş gibi müthiş bir manzara içerisinde gösterdiler. Bunun sırn civa idi ki, ağaçtan ve ipten yapılmış bir takım iplerin ve sopaların içlerine hususî surette civa doldurulmuş, zeminin ve güneşin hararetiyle civa ısındıkça bunlar oynayıp kıvrılarak hareket ediyorlar ve ortalıkta dehşetli bir çok yılan manzarası arzediyorlardı.

    Bu manzara karşısında Musa aleyhisselâm da bir an korkuya kapılmış ve sihirbazlara mağlûb olacağını zannetmişti. Fakat Allahü Teâlâ kendisine endişe etmemesini ve onlara karşı kendisinin galib geleceğini vahyederek:

    — Elindeki asanı yere koyuver! buyurdu.

    Bunun üzerine Hazreti Musa asasını yere koyuverince bir de ne görsünler, Musa'nın asası onların bütün küçüklü büyüklü uydurma yılanlarını yutan ve toplayan bir ejderha oluvermiş ki hepsini silip süpürüyor.. Böylece Firavun ve adamları halkın huzurunda Allah'ın Resulüne karşı mağlûb oldular ve kendilerini zelîl eden bir inkilâba uğradılar. Çünkü o ümid bağladıkları sihirbazlar da bu bâtıllarını yok eden hakikat karşısında yıkılıp secdelere kapandılar ve hakkın tesiriyle kendilerini tutamayarak yüzü üstü yatıp:

    — Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un davet ettiği Rabbe iman ettik! dediler.

    Sihirbazların bu hareketiyle İsrail Oğullarından bir çokları da îman edince, bu durum karşısında Firavun iyice küplere bindi ve:

    — Ben size izin vermeden evvel ona îman ettiniz öyle mi? Anlaşıldı ki, o size sihri öğreten büyüğünüzmüş. Şüphesiz ki, bu bir hile ve bu hileyi siz müsabaka meydanına çıkmazdan önce beraberce şehirde aranızda plânladınız, birleşip böyle yapmayı kararlaştırdınız ki, asıl ahalisini Mısır'dan çıkarasınız.

    Firavun Hazreti Musa'nın mucizesi hakkında uydurduğu sihir şüphesi üzerine yapılan tecrübe ve imtihan neticesinde hakkın açığa çıkması üzerine kendisinin mağlûb olup küçük düştüğünü ve davet ettiği sihirbazların da hakka teslim olarak îman ediverdiklerini görünce derhal bunun bir hile olduğunu ortaya attı ve şu tehdidi ilâve etti:

    Şimdi yakında anlayacaksınız; bu hilenize karşı size neler yapacağım. Elbette ve elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, sonra hepinizi elbette ve elbette çarmıha gerdireceğim!

    Bu tehditler îman kalblerine yerleşmiş bulunan sihirbazlar üzerinde hiç bir korku tesiri uyandırmadı ve Firavun'a şöyle cevap verdiler:

    — Biz şüphe yok ki, nihayet Rabbimize döneceğiz, senin tehdidinle hak olan ölümden korkacak değiliz, bunu biz Rabbimize dönmek için bir minnet sayarız.. Halbuki sen bizden hiç bir sebeple değil, ancak Rabbimizin âyetlerine bize geldiğinde îman ettiğimizden dolayı intikam almaya kalkışıyorsun..

    Firavun'a karşı metanetle böyle cevap verdikten sonra Allahü Teâlâ'ya iltica edip:

    — Ey Rabbimiz, bize su gibi her tarafımızı kaplayacak, şirk ve küfür, hile ve isyan nankörlüklerinden yıkayacak, temiz tutacak büyük ve feyizli bir sabır ver. Ve canımızı müslüman olarak al! diye dua ettiler.

    Firavun'un maiyetindeki devlet adamları ise, kendisine: — Sihirbazları asıp kesip de Musa'yı ve kavmi olan İsrail Oğullarını bırakacak mısın ki, arzda fesad çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler? diye Firavun'u körüklediler.

    Firavun da cevaben:

    — Onların oğullarını yine fazlasıyla öldürür, kadınlarını da bırakırız. Hiç şüphe etmeyin ki, biz onlardan üstünüz. Onlara eskisi gibi dilediğimizi yapmaya muktediriz, dedi.

    Buna karşılık Musa aleyhisselâm kavmi, Firavun'un bu tekrar büyük katle girişeceği haberi üzerine telâşa kapılınca onlara şu iki emri ve müjdeyi vererek: — Allah'a sığının. Çünkü Allah dilemeyince hiç kimse bir şey yapamaz. Firavun'un zulmü karşısında da Allah neden yapacağını yapmıyor diye acele de etmeyin, sabredin. Arz Allah'ındır, Binaenaleyh Mısır da onundur. Onu kullarından kime dilerse miras kılar. Akıbet ise saygısızların değil, Allah'dan korkanlarındır, dedi.

    Firavun Hazreti Musa'ya îman edenlere karşı muhtelif zulümler plânlarken, Allahü Teâlâ da kendisine inanan bu kullarını o zalimden muhafaza etmek için çeşitli belâlara musallat kıldı. Bu Âfetler Firavun'un israil Oğullarına karşı tatbik etmek istediği bu zulüm sırasında meydana geliyor, her yeni bir kötülük sırasında yeni bir âfet onu bu hareketinden alıkoyuyordu.

    Önce sekiz gün geceli gündüzlü şiddetli bir karanlık içerisinde hiç kesilmeksizin yağmur yağmış, kimse evinden dışarı çıkamamış, sel evlerine dolmuş, boğazlarına kadar su içinde kalmışlar, aralarında israil Oğullarının hanelerine ise bir şey olmamış, bu şekilde Mısır bir hafta müddetle deniz gibi olmuş, hiç bir şey yapamamışlardı. Bu boğulma tehlikesi altında Musa aleyhisselâma müracaat edip:

    — Rabbine dua et, bu belâyı başımızdan kaldır da sana îman edelim, demişler, Hazreti Musa da dua etmiş ve tehlike bertaraf olmuştu. Fakat bundan sonra nebatat öyle fışkırmış ki, arazide misli görülmedik bir bereket husule gelmiş, bunu görünce de:

    — Bizim korktuğumuz şey bir musibet değil, hakkımızda bir hayırmış, diyerek îman etmemişlerdi.

    Bunun üzerine Allahü Teâlâ onlara çekirge sürüleri göndermiş, mahsullerini ve meyvelerini yiyerek, evlerine, tavanlarına, elbiselerine kadar sarmış, yine Musa aleyhisselâma gelip feryâd etmişler, aynı şeyleri söylemişlerdi. Allahü Teâlâ da bir rüzgâr göndermiş, çekirgeleri sürüp denize dökmüştü. Bakmışlar ki geri kalan mahsulleri kendilerine yetecek:

    — Eh, bu kalan bize kâfi gelir, diyerek yine îman etmekten kaçınmışlardı.

    Bunun üzerine Allahü Teâlâ onlara bit ve haşeratı musallat kılmış, bunlar çekirgeden arta kalan şeyleri yemeye ve elbise ve bedenlerine kadar girerek derilerini emmeye başlamıştı.

    Hazreti Musa'ya üçüncü defa müracaat ederek, bunların kaldırılmasını istemişler ve Allah'ın emriyle o da kalkmıştı. Ancak îman etmemişler ve:

    — Artık senin bir sihirbaz olduğunda şüphemiz kalmadı, demişlerdi.

    Bunun üzerine deniz tarafından gayet yoğun bir karaltı çıkmış ve neticesinde kurbağalar başlarına yağmaya başlamıştı. Öyle ki, yerleri, yurdları kurbağa ile dolmuş, her hangi bir örtü ve yiyeceğe el uzatsalar kurbağa çıkar ve ağızlarına burunlarına atılırmış. Tekrar dördüncü defa olarak Hazreti Musa'ya müracaat etmişler, o da kendilerinden îman edeceklerine dair kuvvetli ahd alarak Allahü Teâlâ'ya dua etmiş ve bu âfet de bir yağmurla sürüp denize dökülmüş ve bertaraf edilmişti.

    Lâkin Firavun ve tabileri yine ahidlerini bozmuşlar, fesad ve küfürden ayrılmamışlardı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ kendilerine yeni bir belâ olarak kan göndermiş, içecekleri, kullanacakları sular kan olmuş kalmış, birisi bir İsrail Oğlunun ağzından bir yudum su sormak istese o bile kan kesilirmiş veyahut devamlı olarak burunlarından kan fışkırmıştı. Bu durum karşısında yine Musa aleyhisselâma müracaat etmişler ve onun duâsıyla bu âfetten de kurtulmuşlardı.

    Bu âfetlerin her biri ayrı ayrı birer açık mucize idi. Her biri Hazreti Musa'nın doğruluğuna, Allahü Teâlâ'nın kudretinin kemaline ve Firavun'un kavminin helâkına doğru gittiğine ve hakkı hakikati bir an evvel anlayıp Allah'a îman etmeleri lâzım geldiğine delâlet eden açık deliller idi. Onlar buna rağmen kibirlendiler, îman etmeye yanaşmadılar. Bunlar böyle mücrimler sürüsü bir kavim idiler. Öyle ahlâksız bir kavim ki, tepelerine belâ indi mi:

    — Ey Musa, Rabbine sana verdiği ahd ve peygamberlik ile bizim için dua et, yemin olsun sana îman edeceğiz ve İsrail Oğullarını seninle beraber mutlak ve mutlak göndereceğiz, derlerdi. Ancak erişecekleri yeni bir belâya kadar o musibet üzerlerinden kaldırılınca derhal ahidlerini bozarlar, o kurtarılışı ebedî sallarlar ve âfetin biri gidince birinin tekrar geleceğini düşünmezlerdi. Böylece ilk fırsatta sözlerinden dönerler, ahidlerinden cayarlardı. Bunlar böyle ahlâksız bir kavim idiler.

    Firavun ve kavminin Hazreti Musa ile onun kavmi olan israil Oğullarına karşı yaptıkları zulümlerden, Allahü Teâlâ kendilerini tamamen halâs etmeyi murad edince Musa aleyhisselâma:

    — Kullarımı gece Mısır'dan yürüt. Çünkü takip edileceksiniz! diye vahyetti.

    Bunun üzerine Hazreti Musa ve Harun aleyhisselâm, israil Oğullarına gizlice Mısır'dan çıkmak üzere hazırlanmalarını emrettiler. Nihayet bir gece gizlice yola çıktılar. Firavun durumu öğrenmiş ve büyük bir öfke ile onların takip edilmeleri için asker toplamaları hususunda şehirlere adamlar göndermişti. Ve arkalarına düştü. Takip neticesinde Hazreti Musa ve İsrail Oğulları, Kızıl Deniz'e vardıkları zaman güneş doğmuştu. Firavun da askerleriyle birlikte onlara yaklaşmıştı.

    Firavun'un askerlerini gören israil Oğulları hemen telâşa kapılarak:

    — Eyvah, yakalandık! dediler ve korkmaya başladılar.

    Musa aleyhisselâm ise:

    — Hayır, asla, Rabbin muhakkak benimledir, bana kurtuluş yolunu gösterecektir, dedi, Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hazreti Musa'ya:

    — Asan ile vur denize! diye vahyetti. Musa aleyhisselâm Kızıldenize vurunca deniz infilâk etti her parçası koca bir dağ gibi kara oluverdi. Firavun ve askerleri de onlara tam yaklaşmıştı ki, israil Oğulları Allahü Teâlâ'nın denizden açtığı bu yoldan geçip kurtulurlarken onlar da, «biz de geçeriz» diye ümitlenmişlerdi. Ancak âkibet umdukları gibi olmadı ve Allah'ın Peygamberine ve ona inananlar topluluğuna çeşitli zulümleri reva gören Firavun ve adamları denizin ortasına düşüp hepsi boğularak helak olmaktan kurtulamamışlardı. Şüphesiz bunda Allahü Teâlâ'nın sayısız âyetleri vardır.

    Hazreti Musa denizi geçtikten sonra Allahü Teâlâ tarafından vadolunan kitap için tayin edilen bir vakit olmak üzere Zilkâde'nin başından Zilhicce'nin onuna kadar gündüzüyle devam eden bir ay on günlük bir münacâata çıktı ki, bunu Tur dağında oruçlu olarak geçirmiş ve nihayet münacaat ile bazı ilâhî kelâmlara mazhar olup Tevrat'ın levhaları kendisine indirilmişti. Bu kırk gece, aylar geceden başlayıp gün ile sayılmadığı için böyle isimlenmiştir. Bunda diğer bir mânâ daha vardır ki, ilâhî tecellîler fecir gibi daima geceleri takip eder.

    Bursa'lı İsmâil Hakkı Hazretleri der ki:

    — Tarikat ehli, kırk gün sülûkü bu hâdiseye delâlet eden âyetlerden almıştır.

    Dilimizdeki «çile» tabirinin de aslı budur. Farsça'nın «çil, çihil» kelimesinden bir kırk demektir.

    İşte Hazreti Musa İsrail Oğullarını denizden geçirdikten sonra Tur'da ilâhî emir ile çile çıkarırken arkasında israil Oğulları Samirî isimli birinin delaletiyle buzağıya tapmaya başlamışlardı ki, ne kadar haksız bir nankörlüktür. Bununla beraber Allahü Teâlâ'nın bir lütfü olarak ilâhî afva uğradılar.

    İsrail Oğulları daha sonra da Allahü Teâlâ'nın bir çok nimetlerine kavuşmuşlar, ancak zaman zaman bunlara da nankörlükte bulunmuşlardır. Fakat bu nankörlüklere rağmen Allah'a ve peygamberlerine îman edip onun nimetlerine daima şükürde bulunan bir muhlisler zümresi devam edegelmiştir. Bunda da akıl sahipleri için sayısız ibretler vardır.

(Kasas, Enbiyâ, Sâffat, Şuarâ, Gafir, Ahzab ve Fürkan Sûreleri)




Kaynak: Hikaye-Öykü-Masal Arşivi: www.hikayearsivi.net
Bu hikayeyi beğendi iseniz, veya fikrinizi diğer ziyaretçilerle paylaşmak istiyorsanız lütfen YORUMUNUZU yapın. Sadece 1-2 saniyenizi alacaktır.


Önemli Not: Lütfen hikayeyi kullanacaksanız; www.hikayearsivi.net den alıntı yaptığınızı ve kaynağını belirtiniz.

29 Ocak 2005 - 12:06:27 - 4617 günlük
Ekleyen editör: HikayeArsivi

Okuyan:[6075]Yorumlayan:[7]Kategori: [Kurandan Hikayeler]
[Arkadaşına Gönder][
Yazdır] Bu Hikayeyi Paylaş EkleBunu RSS Ekle Butonu


Yorumlar:

[ Yorum yap ]


Yazan: seval 

28.2.2011 - 17:02:42

bence herkes bu siteye göz atmalı

Yazan: korkusuz 

21.10.2008 - 19:18:00

çok güzel allah razı olsun

Yazan: orhan baris 

2.4.2006 -

EVET..HIKAYE AYNEN BOYLE..VE SUAN OYLE BIR GUNDE YASIYORUZKI.YALAN DOLAN BIR DEVIR...AMA OGUNLERIN HIKAYELERINI OKURKEN INSAN SUAN KENDINDEN UTANIYOR..

Yazan: gül nihal 

1.12.2005 -

yorumsuz

Yazan: YILMAZ ALTUN 

14.9.2005 -

BEN ARA SIRA ÖYLE GÜNAHKAR BİRİ OLUYORUMKİ BUYÜZDEEN KENDIMDEN COK UTANIYORUM ALLAH BENİ AFFETSİN ALLAH DUALARIMI KABUL ETSİN AMİN.......................ALLAH ALLAH ALLAH

Yazan: mustafa 

26.8.2005 -

selam

Yazan: BAGERİ 

17.8.2005 -

BEN KISA İLE ALAKALI BİR ŞEY DEĞİLDE KISSANIN SONUNDA VERİLEN SURE İSİMLERİ HAKKINDA YORUM YAPACAĞIM.ORADA "GAFİR" VE "FÜRKAN" SURELERİNE KURAN'DA RASTLAMADIM.LÜTFEN SURE İSİMLERİ DAHA DÜZGÜN YAZARSANIZ SEVİNİRİM.

Yorumlarınızı Yapın:
 

İsim:  *
Mail:  *
Yorum:
 
*
Kalan karakter:
 


* Doldurulması zorunlu alanlar.
Html kod kullanılamaz. IP adresiniz kaydedilecektir.
 

Sayfa: 1

Ehli Sünnet Alimi, Şeyh İsmail Çetin Hocaefendi'nin Eserleri, Sohbetleri ve Hakkında Herşey...

 
 

.: Günün Ayeti :.

.: Günün Hadis-i Şerif-i :.

.: Günün Sözü :.

     


Kerim Melleş'in Videoları
EĞLENCE
Kim 500 Milyar İster-1 (Yarışma)
Kim 500 Milyar İster-2 (Yarışma)
Passaparola (Yarışma)
Kilonuz Kadar Altın Kazanın (Yarışma)
Çocuklar İçin (Yarışma)

Ölmeden Önce Söylenen Son Sözler-1
Ölmeden Önce Söylenen Son Sözler-2
Ölmeden Önce Söylenen Son Sözler-3


Bilginizi TEST Edin
  RESİM ARŞİVİ
BEBEK RESİMLERİ MANZARA RESİMLERİ
CAMİ RESİMLERİ  

ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı adı:
Şifre:



Üye Ol - Şifremi Unuttum



Reklam ver

  ANKET
Hayat Gerçekten Bir Hikaye Mi?
Hayır  791
Bazen  451
Evet.  2439

Toplam: 3681 oy kullanıldı.

 

  İSTATİSTİK
Toplam Kategori: 46 
Toplam Hikaye: 4161 
Yazı-Yorum: 20 
Editör Sayısı: 6 
Onaysız Üye: 3 
Onaysız Yorum 87406 
Toplam Yorum: 102823 
Toplam Okunma: 15800268 


Reklam ver

  GÜZEL RESİM VE SÖZ

 

Editör Yazı - Yorum

HikayeArsivi

Hikaye Arşivi Üyelerine

Telvin

Karagül-Çıldırma Provası

SehL

Anlamını Yitirmiş Satırlar...

ercanharmanci

Yazı-yorum 'u yok


Tüm
Editörler

 Tüm
Yorumlar


Online Editörler

Sitede hiç editör yok / Son 5 dk. içinde


 

HİKAYE KATEGORİLERİNİN TÜMÜ:

01-İbretli Hikayeler
02-Dini Hikayeler
03-Yaşanmış Hikayeler
04-Duygusal Hikayeler
05-Sevgi Hikayeleri
06-Aşk Hikayeleri
07-Din Büyüklerinden Hikayeler
08-En Güzel Dini Hikayeler
09-Masal Demeti
10-Hayatın İçinden Hikayeler
11-İran Hikayeleri
12-Dostluk Hikayeleri
13-Mevlanadan Hikayeler
14-Kıssadan Hisseler
15-Çocuklar İçin Hikayeler
16-Doğruların Öyküsü
17-Komik Hikayeler
18-Nasreddin Hocadan Hikayeler
19-Sahabeden ve Evliyaullahtan Hikayeler
20-Kurandan Hikayeler
21-Resulullahtan Hikayeler
22-Kelile ve Dimne
23-Tarihi Gerçekler
24-Gerçek Hayattan Hikayeler
25-Türk Tarihinden Damlalar
26-Bediüzzamanla Yaşayan Öyküler
27-Diyanetten Hikayeler
28-Renkli Hikayeler Masallar
29-Sesli Hikayeler
30-Resimli Hikayeler
31-Sizden Gelen Hikayeler
32-İngilizce Hikayeler
33-Padişahlardan Hazır Cevaplar
34-Türkü Hikayeleri
35-Tarihi Hikayeler Öyküler
36-Siyasi Hikayeler Hatıralar

 
Google

Sitemizden alınan tüm hikaye-öykü-masal ve materyaller için link verilmesi zorunludur.
Site içeriğini kullanmak için site yönetimiyle [kutulkulub@gmail.com] irtibata geçerek istifade edebilirsiniz.

 Hikaye Arşivi  
Kerim Melleş-KuTuL KuLuB © 2002-2012 © Hikaye Öykü Masal Arşivi
Sayfamızı en iyi 1024*768 çözünürlükte görüntüleyebilirsiniz...

  KuTuL KuLuB - Kerim Melleş

HİKAYE KATEGORİLERİNİN TÜMÜ:
1-İbretli Hikayeler
(Birbirinden İbretli Hikayeler-Öyküler)2-Dini Hikayeler(Dini-Ahlaki Ders Veren Hikayeler)3-Yaşanmış Hikayeler(Yaşanmış, Gerçek Hayat Öyküleri)4-Duygusal Hikayeler(Duygu Yüklü, Duygusal Hikayeler)5-Sevgi Hikayeleri(Sevgi Dolu Hikayeler)6-Aşk Hikayeleri(Aşk ve Aşkı Anlatan Hikayeler)7- Din Büyüklerinden Hikayeler(Dini Önderler ve Alimlerden Hayat Hikayeleri)8-En Güzel Dini Hikayeler(Güzele Yelken Açan Dini Hikayeler)9-Masal Demeti (Masallarla Yüklü Bir Demet)10-Hayatın İçinden Hikayeler(Hayatın İçinden Seyrettiğimiz Hikayeler)11-İran Hikayeleri(İran Nesrinden Seçme Hikayeler-Öyküler)12-Dostluk Hikayeleri(Dostluğu,Örnek Dostlukları Anlatan Hikayeler)13-Mevlanadan Hikayeler(Mesnevi'de Geçen Mevlana Hazretlerinden Hikayeler)14- Kıssadan Hisseler(Kıssadan Hisse Dedirten Hikayeler)15-Çocuklar İçin Hikayeler(Çocuklara Yönelik Eğitici Hikayeler)16-Doğruların Öyküsü(Doğruların Öyküleri)17- Komik Hikayeler(Güldüren, Güldürürken Öğreten Hikayeler)18-Nasreddin Hocadan Hikayeler(Nasreddin Hocanın Pratik Zekası ve Saflığıyla)19- Sahabeden ve Evliyaullahtan Hikayeler(Sahabenin ve Evliyaların Hayatından Süzülen Gerçekler)20-Kurandan Hikayeler(Kuranda Geçen Kıssalar,Hikayeler)21-Resulullahtan Hikayeler(Resulullah Efendimizin Hayatından Eğitici Tablolar)22- Kelile ve Dimne(Beydebadan Günümüze Uzanan Klasikler)23-Tarihi Gerçekler (Tarihte Yaşanmış Gerçek Olaylar ve Durumlar)24- Gerçek Hayattan Hikayeler(Gerçek Hayat Hikayeleri)25-Türk Tarihinden Damlalar(Türk Tarihine Işık Tutan Tarihi Olaylar)26- Bediüzzamanla Yaşayan Öyküler(Bediüzzaman Hazretlerinin Hayatından Kesitler)27-Diyanetten Hikayeler(Diyanet Yayınlarından Çıkan Hikaye Kitaplarından Seçmeler)28-Renkli Hikayeler(Renkli Tarihi Hikayeler Öyküler)29-Sesli Hikayeler(Seslendirilmiş Hikayeler)30-Resimli Hikayeler(Resimli Çizgilerle Hikayeler)31- Sizden Gelen Hikayeler(Sizin Gönderdiğiniz Hikayeler-Öyküler)
linkler  

Site Ekle   islami Linkler Dini Hikayeler Arama Motoru Sanalalan - Bedavalar.com Kaliteli Siteler